İnsan yapısı bedenen ve ruhen aşırı sıcaklara dayanıklı olmadığından çok verimli geçmedi geçen haftam, ama yine de iş görüşmelerim
yoğundu. Duruşma olmadığından okumaya vakit bulduğum için son derece memnunum. İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk'ün "Allah İle Aldatmak" adlı kitabını okuyorum, kitap bugüne kadar 42 baskı yapmış! 6 bölüm halinde ele alınan bu konu, özellikle 6. bölümünde "Allah İle Aldatmanın saltanat Devri: AKP İktidarı Dönemi" diye ayrı işlenmiş, başlıklar ise çok çarpıcı! Birkaç başlık sıralarsak; Allah ile aldatmanın emperyalizmle işbirliği, Allah ile aldatanların Mustafa Kemal'e nankörlüğü, Allah ile aldatmanın Bölücülüğe destek için kullanılması, Kurtuluş savaşının şartları içindeyiz gibi...
Tarihi olayları sonraki yıllarda anımsarken gerçekliğine ne denli varıyoruz acaba? Örneğin dün, 10 Ağustos 1920 tarihinde dünya emperyal ülkelerinin Mustafa kemal ve Arkadaşlarını hesaba katmadan Osmanlı'ya zorla imzalattıkları, bugünlerde ise bir kısım basında yazıcılık yapanların kurtuluş olarak ileri sürdükleri SEVR Andlaşmasının yıldönümüydü. Turgut Özakman'ın " ŞU ÇILGIN TÜRKLER" adlı
çok sayıda basan ve okunan kitabında Sevr şartlarına geliş şöyle anlatılıyor: Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapan vatanseverler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Derneği adını alarak tek bir dernek olarak örgütlenirler. Mustafa Kemal Yön.Kur. Bşk. na seçilir. 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen heyeti, halk çok büyük bir gösteriyle karşılar. O zamanın Times Dergisi "bütün cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak... Ne çocukça bir hayal!"
12 Ocak 1920'de Osmanlı Meclisi Ankara'nın ısrarı üzerine Milli Ant'ı (Misak-ı Milli'yi) kabul ve ilan eder. Milli Ant'ın özü şudur: "Bölünmez, bağımsız, hür ve çağdaş bir Türkiye" Bu karar işgal güçlerini olağanüstü rahatsız eder ve baskıyı daha daa arttırırlar, hatta
bazı yazarları, askerleri ve milletvekillerini tutuklayıp yaka paça Malta'ya sürerler. Devamla Vahdettin'in sadrazamı Damat Ferit, en kötü, en alçakça bir yol izleyerek vatanseverlere karşı Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın verdiği fetvalar, İngiliz ve Yunan uçaklarıyla halka havadan atılmak yoluyla ve diğer ajanlar vasıtasıyla atılan bu bildirilerde yazılanlar şunlardır: "Padişahın izni olmadan işgalcilere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca öldürmek, din gereği ve görevidir! Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır, bu yolda ölenler şehit."
Bu fetvalar üzerine vatanseverler Ankara'ya giderek 23 Nisan 1920'de TBMM'ni açıp, Milli Ant amaçları doğrultusunda çalışmaya başlarlar. Öte tarafta ise İstanbul Hükümeti işgalcilerin yanında yer alarak 10 AĞUSTOS 1920 tarihinde SEVR antlaşmasını kabul ve imza eder. Sevr yazanlar ve kabul edenler için utanç verici bir belgedir. Topraklarımız 7 düvel arasında bölüşülmekte, zaten çok ağır olan kapütülasyonlar iyice ağırlaştırılmaktadır. Boğazların yönetimi yabancılara geçmektedir. Bakın o zamanın İngiltere Başbakanı ne diyor: "Türkiye sahneden siliniyor diye üzülecek değiliz."
Değerli İlahiyatçılarımızdan olan Yaşar Nuri Öztürk'ün kitabında yazdıkları, son yıllarda 7-70 e herkese yeniden Milli Mücadeleyi okutmayı başaran sevgili Turgut Özakman'ın yazdıklarıyla nasıl da tamamlanıyor! Ne dersiniz Kurtuluş Savaşının şartlarında mıyız yoksa!
|